23 Mayıs 2013 Perşembe

Çiçekli bir Şiir


bugün sizlerle bu iç burkan güzellikteki şiiri paylaşmak istedim. şiir Didem Madak adlı şaire ait. Nur içinde yatsın... Böyle şiir yazan insanın kimbilir ne güzel kalbi vardı. kimbilir ne acımıştı...


Çiçekli şiirler yazmak istiyorum bayım!

'zenciler prensesi olacağım.'
hayat işte asıl o zaman başlayacak.
Pippi Uzunçorap

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım

Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu

Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum.
Fakat korkmuyorum. Birazdan da Kırküç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!

'Gün akşam oldu' diyorum
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
Can kırıkları yiyorlar
Rüyamda bir kase dolusu suyun içinde
rengarenk yap-boz parçacıkları
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır, sanırım sabahı bekleyemem
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.

Ondört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer soğukluğunda yaşlandı. 
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar.
O ara içime çiçeklerden oluşmuş 
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
Sinemalarda da 'organzm gıcırtıları' oynuyordu.
kaçmaya çalıştım. Olmadı.
Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
Neyse işte 
Ben her filmi hatırlarım
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
'Sofi'nin tercihini' seyrederken çok ağlamıştım.
Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
Bir 'eşya toplayıcısım'  bayım.

Büyül gemiler de yok artıık bayım
Büyük yelkenler de
Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
İşte az önce bir karabatak daldı suya
Bir süredir de kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen 
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül, bir güle derdi ki görse
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.

21 Mayıs 2013 Salı

sosyal ağ sitelerinin haritası - 2007 ve 2010

orjinali 2007'de XKCD de yayınlanan şu harita, sosyal ağların kullanıcı sayısına göre hazırlanmış. bana hala 10 sene öncesi 1990'larmış gibi gelirken 2007'nin ne kadar geride kaldığını görmek çok garip bir duygu! o kadar da geride değil yahu diyenlere Myspace'in ve Facebook'un büyüklüğüne bakmalarını tavsiye ederim!  yaşlanmışsın işte kabul et :)

2007'deki orjinal harita.


2010 senesinde yeniden çizilmiş haritada ise facebook ve twitter almış yürümüş, yahoo , myspace küçülmüş, windows messenger da ileriki kuşaklara anlatılan bir mit halini almış. bir de google buzz'ayoutube kadar bir ada koymuşlar ki o da beklentilerin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. google buzz ne büyük fiyaskoydu ama!

2010'da yeniden flowtown'un CEO'su tarafından yeniden çizilmiş hali.


niyahet firefly ve ben tanıştık

ne zaman bilim kurguyla ilgili bir muhabbete girsem bu dizi karşıma çıkıyor. her defasında ben bilim kurgu kültürümü, ne kadar seyrettiğimi, neler okuduğumu tek kaşım havada, ağzımda yamuk bir gülümsemeyle, göğsümü gere gere anlatırken rakibim (evet bazen havaya giriyorum, napayım allah da beni böyle yaratmış :)) 'firefly da çok güzeldir, hiç seyrettin mi' diyor ve ben yerlerde (blogger kişisi burada kendini bir boks ringinde yerde uzanmış hayal ediyor).



'ne menem bi diziymiş bu!?' diyordum ne zamandır, sonunda seyretmek nasip oldu. Firefly'ı dün akşam + bugun bütün gün seyrettim. benim caanım BSG'mın karşısına serilen bu hikaye de neyin nesiymiş edasıyla tabi ki...

İlk başta pek sevemedim sizin firefly'ınızı. bilim kurgu camiasını da içine çekebilmek için yazılmış bir vahşi batı dizisi gibi geldi bana. biraz zoruma gitti doğrusu, bilim kurgunun başka bir türün yanında, yan ürün olarak verilmesi.

ama bitmeye yakın farkettim ki bilim kurgu namına da oldukça efor sarfedilmiş. değişik türde silahlar, farklı tasarımda uzay gemileri... firefly kısa sürmüş ama bilim kurgu dünyasında pek de fena olmayan bir miktarda katkıda bulunmuş.

firefly tipi uzay gemisi, bizimkilerin gemisinin adı serenity

bu da bir alliance gemisi, bu tipin adı dortmunder (namı diğer dortmuntlu). şu batılıların kötüleri tanımlamada kullandıkları tarihe de hastayım. almanlar, ruslar, çinliler, japonlar, araplar, müslümanlar, doğu avrupalılar, afrikalılar, latim amerikalılar, herhangi bir -elbette batı kültüründen gelmeyen- ada cumhuriyeti...

hikayesine gelirsek...

(bu noktadan sonra isterseniz okumayınız, spoiler alabilirsiniz)

hikaye vahşi batı kültürünün galaksinin geri kalanına yayılmış olduğu bir evrende geçiyor. uzun bir iç savaştan(!) sonra, sanki yalnış taraf kazanmışçasına, savaş bitiyor, ama kahramanlarımız bu yeni düzene ayak uydurmak, onun bir parçası olmak istemiyor. iki eski asker (Malcolm ve Zoe) mürettebatlarını tamamladıktan sonra firefly tipi gemileri serenity ile yola çıkıyor. hayatlarını kaçakçılık yaparak sağlıyorlar ve alliance'ın gemilerinin radarından, kanundan ve diğer türlü belalardan uzak durarak da hayatta kalıyorlar.

kaptan malcolm reynolds alliance'tan pek hazetmiyor. yalnış taraf kazandığı için devlete güveni pek yok gibi. 

birinci bölümde, büyük gezegenlerden birinde, yolcu ve mal almak için bekliyorlar. bu sefer gelen yolculardan biri rahip (daimi yolcu Inara ise bir hayat kadını - o evrendeki adı companion)
bir diğeri ise çok genç bir doktor. sonradan öğreniyoruz ki doktor, yanında, devletin beyni üzerinde deneyler yaptığı kız kardeşini (River) de getirmiş ve federallarden kaçıyorlar. 

River'ın özelliklerini bize gösteren son bölümdü o da maalesef pek konuya giremedi. anladık, muazzam yetenekleri var, dans etmekten, insanların düşüncelerini okumaya kadar... ama bize o kadar güçlü yansıtabilecek bir bölüm çekilmeden sezon sonuna geliyoruz.

--- spoiler burada bitiyor --

maalesef yarıda kalmış bir hikaye. hani yemek programlarındaki konuklar yemekten minnacık bir lokma alırlar da 'hmm evet evet, harika bir lezzet gerçekten yalnız ben tam tadını alamadım biraz daha alabilir miyim?' derler de ikinci minnacık lokmaya davranırlar ya.. işte ben de tam tadını alamadım firefly'ın. olsa da izlesek en azından bir kapanış yapsalar.

hikayesi gelişmeye çok müsait, karakterler sezonun ortalarına doğru daha belirginleşiyorlar. hepsine karmaşık plotlar yazılabilir, sadece River'a ve doktora değil... neyse, bir adet de filmi varmış bir de onu izleyeyim onu da daha sonra tartışırım.